msgbartop
YGS, LYS, KPSS, SBS Tarih Hazırlık
msgbarbottom

27 Şub 10 Seçme Atatürk Resimleri

Seçme Atatürk Resimlerinden oluşan bu videoyu seyrederek üstün bir insanı daha yakından inceleyebilirsiniz.

Etiketler:

23 Şub 10 Atatürk’ün Amerikalılara Seslenişi

Ulu önder Atatürk’ün Amerika Büyükelçisi ile birlikte Amerikan Ulusu’na seslenişini mutlaka seyretmelisiniz. Amerikan Büyükelçisi’nin yüzyılın dehasının yanında nasıl da O’nun beden dilini taklit etmeye çalıştığını ve kendine güvensiz olduğunu görmelisiniz.

Muhterem Amerikalılar,

Türk milletiyle Amerikan milletleri ve karşılıklı olduğuna emin bulunduğum muhabbet ve samimiyetin tabii menşei hakkında birkaç söz söylemek isterim.

Türk milleti zaten demokrattır. Eğer bu hakikat şimdiye kadar medeni beşeriyet tarafından tamamıyla anlaşılmamış bulunuyorsa, bunun sebeplerini muhterem sefirimiz Osmanlı İmparatorluğu’nun son devirlerini işaret ederek çok güzel ifade ettiler. Diğer taraftan Amerikan Milletinin kendini hissettiği dakikada istinad ettiği (….) demokrasidir

Amerikalılar bu mevhibe ile mümtaz bir millet olarak beşeriyet dünyasında arzı mevcudiyet eyledi. Büyük bir millet birliği kurdu. İşte bu noktadandır ki Türk milleti Amerika milleti hakkında derin ve kuvvetli bir muhabbet hisseder. Ümit ederim ki bu müşahede iki millet arasındaki mevcut olan muhabbeti kökleştirecektir. Yalnız bu kadarla kalmayacak, belki tüm beşeriyeti birbirini sevmeye ve bu müşterek sevgiye mani olan mazi hurafelerini silmeye, dünyayı sulh ve huzur altına sokmaya medar olacaktır.

Muhterem Amerikalılar,

Temsil etmekle mubayi olduğum Türk milletinin, Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin insani gayesi işte bundan ibarettir. Bu yüksek gayede zaten çok yükselmiş bulunan Amerika milletinin, Türk milleti ile beraber olduğundan şüphem yoktur.”

Etiketler: ,

07 Şub 10 Karadeniz Vapuru ve Atatürk

Karadeniz Vapuru Projesi, Cumhuriyet’in ilanından 3 yıl sonra Atatürk’ün önerisiyle hayata geçirildi.

Türkiye’yi tanıtan çeşitli ürünlerin sergilendiği gemi, 12 Haziran 1926 tarihinde İstanbul’dan demir aldıktan sonra 12 ülkede 16 şehri ziyaret etti. Karadeniz Gemisi, 86 günde 10 bin mil yol katettikten sonra 5 Eylül 1926 tarihinde İstanbul’a döndü.

Karadeniz Gemisi’nin yolcuları arasında 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın oğlu Refi Bayar, Anadolu Ajansı’nın kurucularından Şair Kemalettin Kamu, İstiklal Marşı’nın bestecisi Zeki Üngör, ilk Türk kadın gazetecilerden Bedia Arseven, ilk Türk kadın milletvekillerinden Mebrure Gönenç ve Şair Orhan Veli Kanık’ın babası müzisyen Veli Kanık da yer aldı.

Hareketinin gecikmesinden dolayı eleştirilere maruz kalan Karadeniz, Akbaba Dergisi’ndeki karikatüre de konu oluyor.

1926 Atatürk sabah saat 8.00′de Bursa’dan hareketle Mudanya’ya, buradan da Karadeniz vapuruyla Bandırma’ya gelmişti. Atatürk’ün, Karadeniz vapurunda açılan gezici sergiyi ziyareti ve geminin hatıra defterine yazdıkları:

“Sergi, başarıya ulaşmış bir eserdir. Bende gayet iyi izlenimler meydana getirdi. Sunuş tarzı çok iyidir. Hazırlayıcısını takdir ve tebrik ederim.”

BİR ULUS KENDİNİ TANITIYOR

“Karadeniz: Seyr-i Türkiye” belgeseli, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin, binbir fedakarlıkla Avrupa’nın büyük limanlarına yolladığı seyyar sergi gemisinin ibret verici öyküsünü anlatıyor.

Marsilya Limanı tarihi günlerinden birini yaşıyor. Zaten her zaman hareketli olan liman, bugün sosyetenin akınına uğramış. Beyaz ve ağır ketenlerden dikilmiş “denizci yakalı” elbiseler içindeki güzel kadınlardan hoş bir parfüm kokusu yükseliyor. Şehir Bandosu “Marselyez” marşını son bir kez çalıp zarif bir vals prelüdüne geçerken, saatlerdir heyecanla beklenen gemi, limana doğru süzülüyor. Bembeyaz ve yüksek güverteli, renk renk yüzlerce bayrakla süslenmiş, tek bacalı, yaklaşık 5 bin gros tonluk gemi, limana yanaşıyor.

Rıhtımdaki Fransızlar, gemiye ve geminin çeşitli yerlerine asılmış olan bayrağa bakıyorlar. Güzel tonlu bir kırmızı üzerine bembeyaz bir ay ve yıldızın işlenmiş olduğu görkemli bir bayrak bu. Rıhtımdakiler güverteye baktıklarında ise, küpeşteye dayanmış kendilerini seyreden kadınlı erkekli yolcuları görüyor ve gözlerine inanamıyorlar. Onlar, Türkiye’den yani kendi düşüncelerine göre “Doğu”dan gelen bu gemideki yolcuların bir “Orient esintisi” sunacağını beklerken, karşılarında bambaşka bir görünüm var. Alt ve üst güvertelerden kendilerine bakan, gülen, el sallayan bu “Doğulu” konukların, kendilerinden hiçbir farkı yok. Erkekler koyu renk takım elbise, pırıl pırıl beyaz gömlekler giymiş ve çoğu zarif bir iğne ile süslenmiş boyunbağları takmışlar. Yanlarındaki kadınlar, erkeklerden daha şık. Siyah ağırlıklı ipek ve muslin elbiseler içindeler. İyice dalgalı, “alagarson”a yakın kısalıkta kesilmiş saçları, Marsilya güneşi altında parıldıyor. Gemi uzun ve neşeli tek bir düdük ile Marsilyalıları selamlıyor. Yanları halatla desteklenmiş ahşap merdivenler, gemiden sarkıtılıp rıhtıma yerleştiriliyor. Fransızlar gemiye çıkmaya başlıyor. Bir subay onları sergi salonuna götürüyor. Bir kış bahçesi ile kalabalık bir orkestranın çaldığı salonu geçerek sergi bölümüne gelen ziyaretçiler, hayranlıktan konuşamaz bir şekilde, sergilenen eşyalara bakıyorlar. Türk mavisi sırlı Kütahya çinileri; binbir nakış ve renkli Osmanlı, Yörük, Selçuklu ve Acem halıları; gül, tarçın ve sakız kokulu Hacı Bekir lokumları; yeşim, yakut, firuze gibi değerli taşlarla süslenmiş, tamamıyla elle yapılmış çeşmibülbül, laledan, gülabdan gibi cam ürünleri.

Tarih 21 Ağustos 1926. Fransızların büyük bir hayranlıkla içinde sergilenen ürünleri seyrettikleri, gönderinde ay-yıldızlı bayrak dalgalanan geminin bordasında kocaman harflerle “Karadeniz” yazıyor ve henüz üç yaşına basmış olan genç Türkiye Cumhuriyeti, “yeniden var edilen bir ulus’un neler yapabileceğini herkese göstermek için bu gemiyle Avrupa’nın en önemli limanlarında aylardır” sancak gösteriyor”.

“KARADENİZ: SEYR-İ TÜRKİYE”

Garanti Bankası’nın bünyesinde faaliyet gösteren Osmanlı Bankası Müzesi’ndeki “Karadeniz: Seyr-i Türkiye” belgeselini izlerken insanın hayalinde bunlar canlanıyor. Türkiye’nin ‘kendini tanıtma’ çabasına farklı bir bakış açısı getirecek iki önemli proje sergileniyor müze binasında. Biri “Karadeniz: Seyr-i Türkiye” belgeseli, Atatürk’ün isteğiyle Türkiye’yi Avrupa’ya tanıtmak amacıyla Avrupa limanlarını dolaşan seyyar sergi gemisi “Karadeniz”in maceralarını anlatıyor. Ötekisi, yani “Ulusu Tasarlamak: 1920’ler ve 1930’larda Avrupa Devletleri” sergisi ise, Karadeniz gemisinin rotasındaki Avrupa ülkelerinde, o dönemdeki siyasi rejimleri gösteriyor. Garanti Bankası ve Netherlands Culture Fund’ın sponsorluğunu üstlendiği Karadeniz belgeselinin gerçekleştirilme öyküsü de ilginç.

Hollanda’daki Fatusch firmasında çalışan araştırmacı Eray Ergeç, gazete arşivlerini tararken, 1926 yılında Hollanda’ya gelen bir Türk sergi gemisinin haberini görmüş. Haber, Atatürk’ün isteğiyle, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni tanıtmak amacıyla Avrupa limanlarını dolaşan seyyar sergi gemisi Karadeniz’in, Amsterdam limanına gelişini anlatıyormuş. Bu pek bilinmeyen tarihi olayın araştırılmasına zamanla Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Bülent Çaplı da katılmış. İki yıl kadar süren çalışmalar sonunda, Karadeniz gemisinin Avrupa limanlarındaki ziyaretlerini gösteren görüntü, fotoğraf ve belgelere ulaşılmış ve hazırlanan belgeselle belki de tarihin tozlu arşivinde kaybolup gidecek olan bu olay gün ışığına çıkarılmış.

Genel koordinatörlüğünü Gülay Orhan’ın üstlendiği belgeselin koordinasyon çalışmaları için Amsterdam kullanılırken, Bülent Çaplı ile Bülent Özkam çalışmalarını Ankara’dan yürütmüş. Belgeselin senaryosu, Tannur Arat ve Nedim Olgun tarafından kaleme alınırken, “seyir defteri” bölümleri Kaptan Süreyya Gürsu, Celal Esat Arseven ve Orhan Kızıldemir’in anılarından derlenerek hazırlanmış. Emre Irmak’ın özgün müziklerini bestelediği belgeselin yönetmenliğini ise Soner Sevgili yapmış.

SEKSEN ALTI GÜN SÜREN YOLCULUK

Belgeseli izleyenler, Avrupa yolculuğu öncesi Haliç’te üç ay süren özel bir bakıma alınmış Karadeniz gemisinin dümen suyuna kapılıp, tam seksen altı gün süren yolculuğu, sefere katılan sanatçı, gazeteci, milletvekili, öğretmen, müzisyen ve denizcilerden oluşan toplam 285 kişinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’ni “dosta düşmana tanıtmak için” nasıl olağanüstü bir çaba gösterdiğini, henüz üç yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti milletvekillerinin buna kaynak bulmak için nasıl çırpındıklarını ibret ve gururla izliyor. Ticaret Vekili Ali Cenani Bey’in meclis kürsüsünde, “Efendiler… Bir ticaret sergisi meydana getirmek kolay bir şey değildir. Bunun yerine bir seyyar sergi teşkilini düşündüm. Seyr-i Sefain’den bir vapur alalım. Mesela Karadeniz Vapuru’nu…” diye başlayan konuşmasının yarattığı ateşi, hummalı çalışmaları ve sonunda Marmara’nın solgun mavi sularını köpürterek yola çıkan beyaz bir geminin, Dolmabahçe’deki bir yatta, mavi gözleri çakmak çakmak, sarışın bir adam tarafından beyaz bir mendil sallanarak nasıl uğurlandığını görüyor. O sarışın adamın daha yedi yıl önce 19 Mayıs 1919’da ülkeyi kurtarmak için Samsun’a böyle bir vapur yolculuğu yapmış olduğunu düşünenler de bir cumhuriyetin nasıl doğduğunu görüp alabildiğine gururlanıyor.

Kaynak :Lemi Özgen SkyLife Dergisi – Şubat 2007

II

KARADENİZ VAPURU

Yıl 1926… Günlerden 12 Haziran… Yer, bugünkü Tophane rıhtımı… Taksilerin yanıbaşında çift atlı faytonların da yolcu bekledikleri görülüyor… Bayraklarla donanmış, beyaz bir vapur harekete hazırlanmakta… Seyr-i Sefain İdaresinin yeni satın aldığı bu Karardeniz gemisi çok önemli bir sefere çıkmak üzere… Üç aya yakın sürecek bu gezide el sanatlarımızdan örnekler ile başta gelen ürünlerimiz tanıtılacak… Ama asıl amaç, Batı Avrupa ülkelerine genç Türkiye Cumhuritiyeti’ni tanıtmak! Bu niyetle düzenlenen sergi seferi boyunca gemi 12 Avrupa devletinin limanlarına uğrayıp üçer beşer gün kalacak…

Kömür almak için gireceği Cezayir’in Bona (sonraki adıyla Anaba) limanını saymazsanız, bakın hangi limanlara uğrayacak; Barcelona, Le Havre, Londra, Amsterdam, Hamburg, Stockholm, Helsinki, Leningrad, Danzig, Gdynia, Kopenhagen, Anvers, Marsilya, Cenova, Napoli…

Her limanda gemimizi gezmek isteyen ziyaretçiler kabul edilecek… Davetler, resepsiyonlar verilecek… Gemideki Riyaset-i Cumhur Orkestrası da konserler verecek… Balolarda görevli zevat ile ziyaretçilerin kaynaşmaları sağlanacak… Cumhuriyet Türkiye’sinin Türkler’i tanıtacak.

Geminin süvarisi, genç yaşına rağmen dirayetli bir denizci olmasıyla ün yapmış olan TOPUZ lakaplı meşhur Lütfi Kaptan… Birkaç yıl öncesine kadar Gülcemal’in süvarisi iken, artık Karadeniz de görev yapıyor. Gemideki genç zabitanın hepsi de özellikle seçilmiş pırıl pırıl genç denizciler… İlerde hepsi birer büyük kaptan olarak Denizyolları’nın gemilerinde kaptanlık, yada idarecilik yapacaklar.

Karadeniz gemimiz ise 1905 Hollanda yapımı. 4.765 gros tonluk. 120 metre boyu, 14 metre eni var. Tam istim tuttuğu zaman 12 mil hız yapmakta. Sergi için baştan sona özel olarak düzenlenip dekore edilmiş.

Yıllarca sözü edilen bu tarihi gezi 86 gün 22 saat sürüyor. İstanbul’da döndüğü gün takvimler 5 Eylül gününü gösteriyor. Toplam 9.981 mil yol kat eden gemi bu uzun sefer boyunca 2.778 ton kömür tüketmiş. Kullandığı tatlı su miktarıda 971 ton.

Bu sergi seferinin Türkiye’nin tanıtılmasındaki payı gerçekten çok büyük oldu. Geminin gittiği her ülkenin basınında Atatürk Türkiye’si hakkında çok güzel haberler çıktı, çok değerli yazarlar yayımlandı. Bu büyük başarıda, Seyr-i Sefain İdaresi’nin de önemli bir payı olduğu asla göz ardı edilmemeli.

Yıllarca iç ve dış hatlarda yolcu taşımaya devam eden KARADENİZ ise 46 yıllık bir gemi oluncaya kadar aralıksız hizmet etti. 50’li yıllarda, ticaret filomuzun yeni satın alınan gemilerle takviye edilmeye başlaması üzerine, 1951 de kadro dışı bırakılarak bir kenara bağlandı. Sonra da sökülmek üzere satıldı.

Günümüzde de böyle bir gemiyi donatıp bu amaçla uzun bir dünya seferine çıkartabilseydik keşke…

Kaynak : İstanbul’un Unutulmayan Gemileri, Eser Tutel

Ek bilgi:

80 yıl önce, Karadeniz gemisi bir “yüzer sergi” haline getirilerek Avrupa seyahatine çıkarılmıştı. Amaç Türkiye’yi Batı’ya tanıtmaktı.

Neler sergilenmiyordu ki vapurda: Tütün, Kütahya çinileri, Hacı Bekir lokumu, Bursa ve Hereke kumaşları… 12 Haziran 1926′da Galata’dan hareket eden gemide Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’da vardı.

İlk olarak Barcelona Limanı’na demirleyen yüzer sergiyi üç gün içinde 11 bin İspanyol gezmişti. Fransa, İngiltere, Hollanda, Almanya da dahil 12 ülkedeki 16 limana uğramıştı Karadeniz gemisi.

86 gün sonra ülkeye dönen gemideki ilginç sergi malzemelerinden biri, hiç kuşkusuz canlı Tiftik keçileriydi!

Etiketler: , ,

03 Ara 09 Mustafa Kemal’in 1. Dünya Savaşı’na Katılışı

1914 yılında savaşın ilk kıvılcımını ateşleyen suikast kurşunu patladığında, Mustafa Kemal Kurmay Yarbay rütbesinde Sofya Askeri Ateşesidir. Olayları oradan adım adım  takip eder ve kendine özgü seziş kuvvetiyle geleceğe dair teşhisler koymakta gecikmez. Mustafa Kemal Osmanlı İmparatorluğu’nun Alman cephesinde savaşa katılışını da iç burukluğuyla karşılar. Bu savaşta Alman bloğunun başarılı olacağına daha ilk günden ihtimal vermemektedir.

Kendi sözleriyle durumu şöyle açıklar:

Bütün memleketin bence açık bir felakete atılmış olduğunu gördükten ve bütün Türk ordusunun, bir muhakkak felaketine, ne pahasına olursa olsun, engel olmak için kanını dökmeye hazırlanmasından başka çare kalmadığını anladıktan sonra, benim hala Sofya’da Kordiplomatik  içinde rahat salon yaşantısı geçirmekliğime imkan olabilir miydi?

Başkomutanlık Vekilliğine yazı ile başvurdum; ordu içinde bana rütbeme uygun herhangi bir görev verilmesini rica ettim. Başkomutan Vekili tarafından bana çok nazik bir cevap verildi.: “Sizin için orduda daima görev vardır, fakat Sofya Ataşemiliterliğinde kalmanız daha önemli görüldüğü içindir ki, sizi orada bırakıyoruz.”

Cevap verdim: Vatanın savunmasına ait fiili görevlerden daha önemli ve kutsal bir görev olamaz. Arkadaşlarım savaş cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da Ateşemiliterlik yapamam. Eğer birinci saf subayı olmak yeteneklerinden yoksun isem, bu kanıda iseniz bana açıkça söyleyiniz.

Uzun zaman cevap gelmedi; bu günlerde çektiğim ızdırabı anlatamam.Ben gerekirse bir er gibi, herhangi bir savaş cephesine koşmaya karar vermiştim. Onun için Sofya’daki evimin eşyasını elçi olan Fethi (Okyar) bey arkadaşımın da uygun bulmasıyla elçiliğe taşıttım. Küçük bir bavulumu da hemen yola çıkacak mütevazi bir yolcunun bavulu haline getirdim. Artık evi de bırakmak üzereyken “İsmail Hakkı” imzalı bir telgraf aldım; bu imzanın üstünde Harbiye Nazır Vekili” işareti vardı. Telgraf aynen şöyle idi: “19. Tümen komutanlığına atandınız. Hemen İstanbul’a hareket ediniz.”

Ben bu telgrafı aldığım sırada Başkomutan Vekili Enver Paşa Sarıkamış Savaşını yönetiyordu. Levazım Başkanı  İsmail Hakkı Paşa’da İstanbul’da ona vekillik ediyordu.

Sofya’dan İstanbul’a döndüğüm sırada Enver Paşa’da Sarıkamıştan dönmüş bulunuyordu. Önce kendisini ziyaret için makamına gittim; haber gönderdim; gelecek cevabı kapıda bekliyordum. Bu esnada Personel Dairesi Müdürü Şevket Bey’i elindeki dosyayla orada gördüm, kendisine sordum. “Beni 19. denilen bir tümene atayan İsmail Hakkı Paşa mıdır?” Osman Şevket Bey ciddi ama biraz kimsenin duyamayacağı bir sesle: hayır, dedi doğrudan doğruya Başkomutan Vekili Enver Paşa Hazretleridir. Erzurumdan telgrafla emir buyurdular…

Etiketler: , , , ,

26 Kas 09 Mustafa Kemal Atatürk’ün Çocukluğu ve Eğitim Hayatı

(1881-1938) Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Cumhurbaşkanı. Babası Ali Rıza Efendi-annesi Zübeyde Hanımdır. 1881′de Selanikte doğmuştur. Evkaf kâtipliğinde Rüsumat memurluğunda bulunan babası, 1876 yılında Selanik Asakiri Milliye taburunda mülâzım olarak çalışmış, daha sonra memurluktan ayrılarak kereste ticareti yapmıştır.

Atatürk'ün Doğduğu Ev-Selanik

Atatürk'ün Doğduğu Ev-Selanik

Mustafa öğrenimine, altı yaşındayken Fatma Hanım mahalle mektebinde, birkaç ay sonra da, Selanik’te yeni açılan Şemsi Efendi okulunda yazılan Mustafa, küçük yaşta babası ölünce annesiyle birlikte köy hayatı yaşayan dayısının yanına yerleşti. Bir süre okula gitmeyen toprakla uğraşmanın çizdiği günlük çalışma koşulları içinde yaşayarak, bakla tarlası ortasındaki bir kulübede kız kardeşiyle ekinleri korumak için bekçilik yaptı. Zaman geçtikçe, öğreniminin yarıda kalması kesinin belirmesi karşısında kaygılanan annesi Mustafa’yı Selanik’te oturan kız kardeşinin evine yerleştirerek Mülkiye İdadisine yazdırdı. Bu okuldaki öğrenimi sırasında arkadaşlarından biriyle yaptığı kavga sonu hocası Kaymak Hafız’ın kan içinde kalana kadar dövmesi üzerine, zaten okumasını pek istemeyen büyükannesi tarafından okuldan alındı.

Babasının ölümüyle yetim kalan Mustafa’nın hayatında ağırlığını duyuran olumsuz olay-küçük yaşta onu, kendi geleceğini hazırlayacak gelişme yolları üzerinde düşünmeye, başına karar vermeye zorlamıştı. İmparatorluğun her yönden hareketli ve askerî kurumların fazla bulunduğu şehirlerinden biri konumundaki Selanik’te «üniforma» nın etkisi genç ruhlarda orduya girme hevesleri yaratıyordu. Selanik’te bulunan Askerî Rüştiye bu hevesleri gerçekleştirme olanağı sağlıyordu. Mustafa, bu yolda ilk adımını atarak annesinin askerlik mesleğine karşı duyduğu çekingenliği bildiğinden kimseye duyurmadan gizlice Askerî Rüştiyenin, giriş sınavla katıldı ve kazandı (1893).

Manastır Askeri İdadisi - Atatürk'ün Okulu

Manastır Askeri İdadisi - Atatürk'ün Okulu

Artık, alabildiğine büyük bir hızla toprak kaybetmek zorunda kalarak çökmekte olan bir imparatorluğun en yeni hem de en bilinçli kurumların birinde kişisel yeteneklerini bilginin olanaklarıyla besleyen ortamı bulmuş, üniforma-hevesi, öğrenme tutkusuna dönüşmüş-Kısa sürede matematik derslerinde kalığı büyük başarı, sınıfının çok üzerinde düzeye erişmesine yol açmış, derslerin içinde problemlerle uğraşarak öğretmenin ilgisini üzerine çekmişti. Yetişme dönemiinin bu ilk aşamasında kendine güvenme bilincini gösteren bir olayı anılarından yalım:

Hocamın adı Mustafa idi. Birgün bana dedi ki:

— Oğlum, senin adın da Mustafa, benim adım da. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark olmalı. Bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun.

O zamandan beri adım Mustafa Kemal oldu. Hoca sert bir adamdı. Sınıfta birinci, ikinci tanımıyordu. Bir gün bize:

— Aranızda kimler kendine güveniyorsa, onları müzakereci yapacağım, dedi.

Önce duraksadım. Ama öyleleri kalktı ki, ben kalkmamayı tercih ettim. Bunlardan birinin müzakeresi altına girdim. Müzakerenin ortasında tahammülüm son dereceye geldi. Ayağa kalkarak:

— Ben bundan daha iyi yaparım, dedim.

Bunun üzerine hoca, beni müzakereci yaptı.

Selanik Askerî Rüştiyesini bitirerek, Manastır Askerî İdadisine (Lisesi) geçen Mustafa Kemal’in matematikteki başarısı yanında Fransızca dersleri zayıf gidiyor, öğretmenin acı uyarmaları karşısında üzüntü duyuyordu. Bu yüzden Selânik’e döndüğü ilk tatilde üç ay Frerler’e (Fransız Okulu) devam etti ve okulun istediği Fransızcanın çok üstünde bir düzeye erişerek bu derste de üstünlük kazandı. Kişiliğin kendini bulmasında, kişisel eğilimlerin gerçek değerlere dönüşme aşaması olan lise döneminde, sınıf birinciliğini kazanmak için inatçı bir çalışma, daha iyi yetişmek için edebiyat ve güzel konuşma tutkularıyla birleşmiş, «Mektebi Harbiye» ye olgun bir subay adayı olarak katılmıştı (13 mart 1899).

Harbiyenin ikinci sınıfında askerlik derslerini olağanüstü bir ilgiyle izleyen Mustafa Kemal, bir yandan da güzel söz söylemek ve güzel yazmak hevesinin yarattığı tutkularla genel kültürünü geliştirmek için okul dışı bilgiler kazanıyor, içinde yaşadığı toplumun koşulları üzerine kafasında beliren ilk soruların karşılıklarını bulmaya yardımcı olacak konulara eğiliyordu.

Abdülhamit devrinin 20-25 yılda yarattığı zorbalık düzeninin, en sert bir şekilde yürütüldüğü bu dönemde askerî okullar, çağdaş eğitim olanaklarına kavuştuğu için, en ileri eğitim kurumları olmuş, böylece aydın gençler bilimle, Osmanlı toplumu arasındaki çelişkilerin en somut örneklerini günlük olayların deneylerinden öğrenmişlerdir. Mustafa Kemal’in, Namık Kemal’in eserlerini tanıması, vatan kavramını coşkun mısralarla işleyen bu şairin toplum sorunları üzerindeki inceleme yazılarını okuması bu yıllara rastlar.

1902′de Mektebi Harbiyeyi bitirerek Erkânı Harp (Kurmay) sınıfına ayrılan Mustafa Kemal, derslerinde başarı sağlamak için yaptığı çalışmalarla birlikte, ülkenin yönetimindeki kötülükleri ortadan kaldıracak aydınları bilinçlendirme yolları arayan arkadaşlarıyla  yakın dostluklar kurdu. Zamanla sınıf içinde küçük bir örgüt halinde birleşen bu ülkücü dostlar, seçtikleri yönetim kuruluna, Harbiye’deki öğrenciler için, gizli bir gazete çıkarma görevi verdiler. Mustafa Kemal de yönetim kuruluna seçilmiş ve gazete yazılarının çoğunu yazarak hareketin öncü kişilerinden olmuştu.

Genç zihinlerin uyanışından korkan Abdülhamit yönetimi, özellikle askerî okulları çok sıkı kontrol altında tutabilmek için geniş yetkiler tanıdığı okul müfettişliklerine gizli hafiye örgütlerini bağlayarak, öğrencilerin bütün eylemlerini izliyordu. Mekâtip müfettişi İsmail Paşa. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının gizli eylemlerini öğrenince, okul müdürü Rıza Paşayı da birlikte ihbar ederek «Mektepte böyle talebe var; ya farkında olmuyor, ya da müsamaha ediyor.» biçiminde yargıların verilmesine yol açtı. Bu durum karşısında okul müdürünün kontrolü artırmasıyla o tarihte Mektebi Harbiye içinde bulunan Veteriner dershanelerinin birinde, Mustafa Kemal ve arkadaşları gazetelerini hazırlamaya çalıştıkları bir gün, yapılan baskın sonunda suçüstü yakalandılar. Okul müdürü Rıza Paşa, zorbalık yönetiminin bir suç saydığı bu öğrenci hareketini saraya duyurmamış, ders dışı işlerle uğraşıldığı gerekçesiyle verdiği tutuklama ve izinsizlik cezalarını bile daha sonra uygulatmamıştır.

Etiketler: , , , ,