Osmanlı devleti, Anadolu Selçuklu devletinin özelliklerine benzer bir örgütleme biçimine dayanarak kurulmuştur. Reaya, ulema, esnaf ve savaşçıların meydana getirdiği bir birlik ve bağdaşıklığa dayanan bu yapı içinde, savaşçıların başı olan komutanın (padişah) mutlak bir egemenliği, vardı. Kuruluş güçlendikçe; kendilerine padişahın yardımcıları gözüyle bakılan kapıkulları eliyle devlet işleri yönetilmiş; halktan toplanan vergi ile çeşitli giderler karşılanmıştı. Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar süren birinci dönemde padişahın devlet işlerini yönetirken öngördüğü tedbirler, sonradan gelenek niteliği alarak benimsenmiş ve bu dönemde tam despotik bir yönetim biçimi getirecek kurallar konmuştu.
Padişahın başkanlık ettiği Divan-ı Hümayun, sadrazam, vezirler, kazaskerler, İstanbul kadısı, yeniçeri ağası, nişancı ve defterdardan kurulmuş; has, zeamet, tımar esası ise sosyal yapının temel özelliğini meydana getirmişti. Yıllık 3 000′den 20 000 akçaya kadar olan vergi toplamına timar, 20 OOO’den 100 000′e kadar olanına zeamet, 100 OOO’den yukarısına da has adı verilmiş; tımar, zeamet ve has sahiplerine belli ölçüde asker besleme zorunluğu yüklenmişti.
Öte yandan şehir ve kasabalarda zenaatkârlar, esnaf, tüccarlar lonca adı verilen örgütlerde birleştirilmiş; bunlara çarşı ağası, intisap ağası ya da muhtesip denilen görevlilerin ve kadıların denetiminde ve belli kurallar içinde çalışma özgürlüğü tanınmıştı.
Osmanlı devleti, sosyal ve siyasal nitelikleri temel çizgileri ile belirtilen bu kuruluşlar eliyle XIX. yüzyıla kadar yönetilirken; savaşların ve sınır genişlemelerinin yanı sıra, Osmanlı Türk kültürü ve uygarlığı olarak adlandırılan yeni bir kültür ve uygarhk yaratılmıştır. Önceleri, ilk başkentler Bursa ve Edirne’de Osmanlı mimarîsi özellikleri gösteren eserler XVI. yüzyıla kadar yeni aşamalara ulaşmıştır. Bursa’da Yıldırım Beyazıt ve Çelebi Mehmet’in padişahlık dönemlerinde yapılan camilerle Edirne’de Sultan Murat camii bu eserler arasındadır. Fatih döneminde, İstanbul’da Çinili Köşk yaptırılmıştır. XVI. yüzyılda mimarlık alanında başeserler verilmiş; Mimar Koca Sinan’ın İstanbul’da Süleymaniye, Edirne’de Selimiye camileri Türk incelik ve beğenisinin en muhteşem yapıtları olarak imparatorluğun yükselme döneminin büyüklük ve onu. runu yansıtmışlardır. Bu yüzyıllarda, İbni Kemal, Ebussuut Efendi, Mirim Çelebi, Muvakkit Mustafa, Ahi Ahmet Çelebi, Matrakçı Nasuh gibi bilim adamları yetişmiş; felsefe, tarih ve tıp alanlarında eserler vermişlerdir. Bu dönemde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın İstanbul’a elçi olarak gönderdiği ünlü astronomi bilgini Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmet tarafından Ayasofya müderrisliğine getirilmiştir. Pirî Reisin denizcilik konusunda yazdığı Kitab-ı Bahriye ile, yeni keşiflere dayanarak düzenlediği dünya haritası ve Seydî Ali Reisin Güney Asya kıyıları üzerine yazdığı EI-Muhit adlı kitabı, coğrafya alanında verilen önemli eserler olmuştur. Ayrıca Emîr Mehmet bin Emîr Hasan el Suudî tarafından hazırlanan Kitab-ı İklimi Cedit adlı eserde de, yeni bulunan kıtalar üzerine bilgi verildiğini bildiren kaynaklar vardır. Öte yandan edebiyat alanında Bakî ve Fuzulî XVI. yüzyılın en büyük iki şairidir. XVIII. yüzyılda mimarlık, dinsel alandan yaşama doğru açılma eğilimleri göstermiş; Bağdat köşkü (1638) gibi çinicilik ve ağaç işlerinin yüksek bir örneği sayılan eserler meydana getirilmiştir. Koçi Bey, Kâtip Çelebi siyaset ve coğrafya alanlarında büyük önem taşıyan eserler vermişler; Nef’î ve Şeyhülislâm Yahya Efendi, dönemin büyük şairleri olarak tanınmışlardır.
XVIII. yüzyıl, Osmanlı kültüründe Avrupa etkilerinin belirdiği ve «Darüttabaatilâmire» adlı ilk basımevinin kurularak Vankulu adlı ilk sözlüğün ve tarih, coğrafya konularında ilk kitapların basıldığı dönemdir. Basılan eserler arasında İbrahim Müteferrika’nın fizik konularını kapsayan Füyuzat-ı Mıknatısiye, Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendinin Marifetna-me ve Jacques Robbes’un Basit Coğrafya öğrenme Yöntemi adlı eserinin çevirisi olan Ki-tab-ı Cihannüma fi Fenni Coğrafya kitapları vardır.Bu yüzyılda yerli endüstrinin de gelişmesini sağlayacak girişimlerde bulunulmuş; rokoko üslubu benimsenerek meydana getirilen Nuruosmaniye ve Lâleli camilerinin yanı sıra yalı ve köşkler de yapılmıştır. Hoca Sadettin Efendi, Naima bilim; Koca Ragıp Paşa, Şeyh Galip edebiyat alanlarında büyük ün yaparak kültür gelişmelerine katkıda bulunmuşlardır. İlk kez bu dönemde Batı’daki teknik gelişmelere kapılar açılmış; başlatılan hareket sonradan Patrona Halil isyanıyle yarıda kalmışsa da; gelişmelerin yolunu açan bu ilk girişimler, kendi tarihsel doğrultuları içinde ağır da olsa sürdürülmüşlerdir. Teknik alanda öğrenim yapan ilkokulların açılması ve Cassini’nin astronomik cetvellerinin Yirmi Sekiz Mehmet Çelebi tarafından getirilerek Çınarı İsmail Kalfa tarafından çevrilmesi, «Ensab» adı verilen logaritmanın kullanılmaya başlanması da bu dönemdedir.
Çöküşün hızla geliştiği XIX. yüzyılda ise, Rönesans ve klasik Yunan mimarîsine öykünerek yapılan eserlerin (Dolmabahçe sarayı, Mahmut II. türbesi, Mecidiye kasrı) meydana getirilmesine karşılık, düşün alanında yeni bir aşamanın öncüsü sayılabilecek hamleler yapılmıştır.
Tanzimat döneminin getirdiği anlayış, Batının klasik sayılabilecek düşün akımlarını izleyenler tarafından benimsenmiş; tarih, coğrafya, fen bilimleri, felsefe, gazetecilik ve edebiyat alanlarında önemli gelişmeler başlamıştır. Mekteb-i Harbiye (1834), Encümeni Danış (1850), Cemiyet-i ilmiye-i Osmaniye (1860), Darülfünun (1869) gibi kültür kurumlarının açılışları bu yüzyılda başarılmıştır. Hoca İshak Efendi, Vidinli Hüseyin Tevfik Paşa gibi matematikçiler yetişmiş; Miralay Aziz İdris Beyin iki ciltlik Kimya-i Tıbbî (1869) ve Derviş Paşanın Usul-u Kimya (1869) adlı eserleri bu dönemde basılmışlardır, İsmail Gelenbevî’nin Risaletülkıyas (1869), Sami Paşanın Rumuzu Hikem (1870) adlı mantık kitapları ile Molière, Racine, Hugo gibi klasik Fransız yazarlarının eserlerinden yapılan çeviriler yayımlanmıştır. Gazetecilik alanında Şinasi, Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik önemli çalışmalar yapmışlar: ilk gazete Takvim-i Vekayi (1841) den sonra, Tasvir-i Efkâr (1861), Muhbir (1866), İstanbul (1867), Terakki (1868), İbret (1870), Sabah (1876) gibi gazeteler yayımlanmış; roman, hikâye ve tiyatro edebiyatının ilk örnekleri bu dönemde verilmiştir. Özellikle, Ahmet İhsan’ın 1891 yılında yayımlamağa başladığı Servet-i Fünun adlı derginin, 1896-1901 yıllan arasında, «Servetifünün edebiyatı» diye adlandırılacak bir akımı oluşturması, sonraki yılla, nn Türk edebiyatını etkileyen olay olmuştur.
XX. yüzyılın ilk çeyreğinde edebiyat, felsefe ve dünya görüşünde başlayan ulusal akım ve anlayışları, çökmüş durumdaki imparatorluğun enkazı üzerinde yükselen yeni bir uygarlık hamlesinin ilk çabaları olarak değerle dirmek ve eski uygarlığa bağlamamak gerekir.
Etiketler: Osmanlı Devlet Yapısı, Osmanlı Eserleri, Osmanlı İmparatorluğu sanat ve edebiyat, Osmanlı İmparatorluğunda Kültür ve Uygarlık
Etiketler: Beşinci Sultan Murat, Fatih Sultan Mehmet, İkinci Sultan Osman, Kanuni Sultan Süleyman, kpss tarih, LYS Tarih, Murat Hüdâvendigâr, Orhan Gazi, Osman Gazi, Osmanlı Padişahları, SBS tarih, Sultan Abdülaziz, Sultan Birinci Abdülhamit, Sultan Birinci Abdülmecit, Sultan Birinci Ahmet, Sultan Birinci Mahmut, Sultan Birinci Mustafa, Sultan Çelebi Mehmet, Sultan Dördüncü Mehmet, Sultan Dördüncü Murat, Sultan Dördüncü Mustafa, Sultan İbrahim, Sultan İkinci Abdülhamit, Sultan İkinci Ahmet, Sultan İkinci Bayezit, Sultan İkinci Mahmut, Sultan İkinci Murat, Sultan İkinci Mustafa, Sultan İkinci Selim, Sultan İkinci Süleyman, Sultan Mehmet Reşat, Sultan Mehmet Vahdettin, Sultan Üçüncü Ahmet, Sultan Üçüncü Mehmet, Sultan Üçüncü Murat, Sultan Üçüncü Mustafa, Sultan Üçüncü Osman, Sultan Üçüncü Selim, Yavuz Sultan Selim, YGS Tarih, Yıldırım Bayezit